Batı Cephesi
Kar Akşehir’in üstüne savrulurcasına yağıyordu. Parmaklarımın arasında git gide küçülen sigaramdan son bir nefes daha çekerek dumanı üfledim ve sigarayı küllükte söndürdüm. İplikçi Cami’den yayılan yatsı ezanının sesi kulaklarımı beslerken makam odamda öylece adımlıyordum. Batı Cephesi Karargahı’nın penceresinden Akşehir’in doyumsuz manzarasını izlemeye bayılıyordum. Lapa lapa yağan kara içeride yanan sobanın çıtırtısı eşlik ediyordu; hemen yanı başımdaki radyo da türküler mırıldanıyordu. Çakmak çakmak olmuş gözlerim beyaz yorganını üstüne çekmiş şehri seyrederken karargahın önünde oturan çocuk dikkatimden kaçmadı. Küçük ve kızarmış parmaklarının arasına aldığı kar kütlesi yuvarlarken meraklı bakışlarla karargahın bal rengi ışıkları yanan ahşap pervazlı pencerelerine bakıyordu. Odamın kapısına doğru yaklaşan bir çift postal sesi duydum, kapının önünde durdu ve yavaş bir el hareketiyle kapıyı çaldı.
“Gel.” dedim kaşlarımı çatarak. Odanın kapısı gıcırtıyla açıldı ve içeriye Şehusar girdi. “Gel Şehusar” içerideki sıcaktan terlemiş bıyıklarımın altındaki ince dudağım kıvrılarak gülümsedi. Genç asker beni selamlayarak elinde tuttuğu dosyayı bana uzattı ve yineledi.
“Buyurun Rauf Komutanım, istediğiniz dosyalar burada.” içindeki sigara izmaritleri olan küllüğün yanına yavaş bir hamleyle bıraktı. Tekrar beni selamlayarak postalları ahşap zemini döve döve odadan ayrıldı. Dosyalara göz atmadan önce yeniden pencereden baktım, çocuk hala elindeki kar kütlesi yuvarlayarak cama bakıyordu. Boyası soyulmuş metal askılıkta asılı duran krem kabanımı ve tüylü şapkamı alarak dışarıya adımladım. Beni hiç beklemeyen askerlerim meraklı gözlerle beni süzüyor, sadece selamlamakla yetiniyorlardı. Postallarım basamaklara vururken ahşap merdiven gıcırdıyordu. Karargahın kapısından çıkar çıkmaz soğuk hava ve karın kendine has kokusu yüzümü yaladı. Gecenin derinliğinde hava kasvetli bir kül rengine bürünmüştü. Ayağımın altında birikerek sertleşmiş kartları ezerek ilerken çocuk kendisine doğru geldiğimi görünce çekingen gözlerle beni süzdü. Onun manasız bakışlarını ve kafasındaki soru işaretlerini gidermek için yineledim.
“Hey çocuk, ne yapıyorsun burada gece gece?” küçük, kızarmış parmaklarının arasındaki karı yere savurdu ve dudağını yaladı.
“Hiççç…”
“Nasıl hiç, üşümedin mi burada?” konuşarak yürürken çocuğun kardan temizlediği taşın üstüne kuruldum.
“Biraz… sadece biraz üşüdüm.”
“Evin, yerin yurdun mu yok mu?” küçümseyen gözlerle süzdü beni.
“Olmaz mı? aşağı ki mahallede.” derken sosisi andıran minik parmağı çok uzaklarda bir yeri işaret ediyordu.
“Gitsene, neden burada üşüyorsun? sürekli karargahı izliyorsun.”
“İzlemek hoşuma gidiyor, bende asker olmak istiyorum hem de çok istiyorum.” sigaradan kurumuş dudaklarımı kıvrıldı.
“Bak sen! Adın ne senin evlat?”
“Rauf” diye yineledi dişlerinin arasından.
“Benim adımda Rauf, ne güzel tesadüf. Ben askerim, umarım büyüyünce sende çok iyi bir asker olursun…” küçük gövdesini sürüyerek ayağa kalktı ve karşıma dikildi, gözleri adeta gaz lambası gibi parlıyordu.
“Beni de asker yapsana, bende bunlardan giymek istiyorum.” kahkaha atarak onu sıkı sıkı sardım. Zarif ve çelimsiz bedeni tir tir titriyordu.
“Hay… hayır şimdi olmaz. Büyümen lazım, güçlenmen lazım ve en önemlisi ısınman lazım.”
“Ya, sahiden mi?” küçük burnunun altındaki ağzı açık kalmıştı.
“Sahiden ya, bak aramızda kalsın Rauflardan çok iyi asker olur.” olduğu yerde zıplarken ayağındaki deri çizmeler karı dövdü. O da bana sarıldı ve yüzümü gülümsedi.
“Çok iyi asker olacağım ben” yüzünü Batı Karargahı cephesine çevirdi ve minik ellerini ovuşturdu.
“Haydi Rauf Komutanım, önce ısınmaya.” beni öptükten sonra minik çizmeleriyle karları döverek cılız ışıkların aydınlattığı beyaz caddede kayboldu. Arkasından minnet dolu gözlerle bakarken güçlü bir ses işittim.
“Rauf Komutanım, tek başınıza üşüdünüz orada haydi gelin çay hazır.” silkinerek kendime geldim ve taşın üstünden doğruldum. Biraz önce konuştuğum çocuğun bizzat kendi çocukluğum olduğunu anımsadım ve tebessüm ettim.
“Tamam geliyorum Şehusar” Batı Cephesi’nin ahşap basamaklarına doğru adımlarken gözlerim dolmuştu; evet parlak gözlü Rauf çok iyi bir komutan olmuştu bile…
Musa Ünal
Eserde kullanılan fotoğraf Ayşen Eren tarafından çekilmiştir.
Batı Cephesi
Batı Cephesi
Batı Cephesi
Musa Ünal’ın kaleme aldığı “Biraz Kahve Biraz Kitap” adlı eseri okudunuz mu?