Dünden Bugüne Yeni Toplumsal Hareketler
1
Toplumsal hareketlilik (değişme) sosyolojinin en temel konularından biridir. Toplumsal hareketliliği anlayabilmek için toplumun, toplumsal değişimin ne olduğunu bilmemiz gerekiyor.
Sosyolojide toplum, onu oluşturan canlıları basit bir toplamından ziyade farklı biçimler ve özellikler gösterip özgün olan ve nesnel yasalar gereğince insanların maddi üretim içindeki gündelik hayat faaliyetleriyle ve sınıfsal savaşımıyla değiştirilen ve gelişen ilişkilerden oluşan sisteme denir. Bir nevi örgütlenmedir (Vikipedi).
Toplumsal hareketlilik ise örgütlenmiş grubun zaman içinde meydana gelen değişimleridir. Toplumsal değişme makro ya da mikro düzeyde görülmektedir. Her toplum zaman içinde kentleşme, kırdan kente doğru göçler, bireyleşme, bürokrasinin gelişmesi, medya ve internetin hayatımıza girmesiyle toplumsal kurumların dönüşmesini gözlemlemekteyiz. 1924’te halk açısından önemli olan toplumsal değişmede Osmanlı tebaasından, Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlığına geçiş sağlanmıştı. Ama halk psikolojik açıdan kendini ezik hissettiği için kendisine tanınan vatandaşlık hakkına, hak ve özgürlükler bakımından yasa eşitliğini uygulamada somut olarak gerçekleştiremediler. Türk halkı için manevi değişim, maddi değişimden daha zor olmaktadır.
İlk insanların, avcılık ve toplayıcılıkta, takımlar halinde küçük topluluklar halinde yaşamışlardır. Daha sonra, takımlar göçebe şekliyle kır toplumlarını oluşturdular. Kır toplumunda, hayvanları evcilleştirmek ön plandadır. Düzenli bir hayatları olduğu için başka gruplarla iletişime geçerler. Kır toplumundan sonra, tarım toplumlarına (sanayi öncesi toplum) ele alacağız. Sanayi öncesi toplumda, geleneksel toplumu görmekteyiz. Adından da belli olduğu gibi, bu toplum tarımla geniş ailelerle, ataerkilliğin baskın olduğu kadınların üretici rollerinin yitirmesiyle ve inanç sistemlerinin desteğiyle kadınları değersiz görülen, ev içi rollerine hapsedilmiş bir toplumdur.
Sanayi toplumundan bahsedecek olursak, tarım toplumundan farklı olarak, yaşamlarını topraktan değil, sanayiye dayalı üretim gerçekleşmektedir. Sanayiye dayalı toplumu, geleneksel toplumdan ayıran birçok özellik bulunmaktadır. Artık insanlar, tarım işinde değil, fabrikalarda ofislerde ya da dükkanlarda çalışmaktadırlar. Sanayi öncesi toplumda geleneksel ve din, modern hukuk işlenirken, sanayi toplumda hukukun beşer olduğu görülmektedir.
Sanayi sonrası toplumda ise tarım toplumundaki insanların hızlı bir şekilde kentlere sanayinin yakın olduğu yerlere ikamet etmeleridir. Sanayi sonrası toplumlar üretim değil, daha çok hizmet ve tüketim toplumudur. Sanayi toplumunda vasıfsız, ya da yarı vasıflı çalışanların yerine vasıflı profesyonel çalışanlar mevcuttur. Bu toplumun, en belirgin özelliği küresellik, bilgi-enformasyon toplum, iletişim internet toplumu, uzay çağı toplumu, post modern toplumu ve risk toplumudur. Sanayi öncesinde mavi yakalı çalışanlar mevcutken, sanayi, sonrasında ise beyaz yakalı çalışanların hızla çoğaldığını görmekteyiz. Toplumların değişmesi bir anda olan bir durum değildir. Her toplum bir önceki toplumla alakalı büyük patlamalar yaşaması sonucunda meydana gelmektedir.
Sonuç olarak toplumsal değişmeyi anlayabilmemiz için her toplumun sosyolojik yapısını, tabakalaşmasını nasıl örgütlendiğini, toplum olarak nasıl geliştiğini, çağdaşlaşma ve yozlaşmayı daha iyi bilmemiz gerekiyor. Ama her toplumda değişme gerçekleşirken kadın olmanın ne kadar zor olduğunu görmekteyiz. Simone’de Beavvoir; “kadın doğulmaz, kadın olunur” sözü ile ikinci denemenin toplumsal değişiminin kimlik ve feminist örgütlerinin nasıl oluşturduğu üzerine atıfla bulunmuş olalım.
Sağlıkla kalın…
Zeynep Aslan