Ecdadın Sesleri
“Bismillahirrahmanirrahim…” Kuranın kapağını aralarken kurumuş dudaklarımdan bu kelamlar döküldü. Tam lezzetli bir okumanın içindeyken, ahşap kapıma iki kez kibar el hareketleri ile vuruldu. Ardından boğuk ama anlaşılır bir sesle;
“Destur buyurur musunuz?” ahşap kapının ardından gelen ses Sultan Mehmet’ten başkası değildi. Sesime büyük bir saygı tonu katarak;
“Destur sizindir padişahım…” kuru ve kemikli elleri ile araladı kapıyı. Kurandan başımı kaldırdım, rahle altından nasıl karşısına çıkacağımı düşünüyordum. Kapıdan uzanan başı ile başından kavuğunun olmadığını gördüm, düzgün biçimli yüzüne ahenk veren kartal burnu ve kemikli çenesinin üstünde çok hoş duran siyah sakalları ile süzüldü. Çakmak çakmak olan siyah gözleri ile beni süzdükten sonra kuranı bırakmaya yeltendiğimi görünce;
“Sakın bırakma Kuranı, bana saygını kuranın başından kalkmayarak gösterebilirsin…” tebessüm etti. Yerimden oynamadan bekledim, Sultan Mehmet Han uzun vücudu ve biçimli adımları ile yanıma yaklaştı ve bitişiğime bağdaş kurarak oturdu.
“Gecen hayır olsun, Allah ibadetlerini kabul etsin.”
“Var olun sultanım, sizin de geceniz hayır ola…” ellerini dizlerimin üstüne koyarak tıpışladı.
“Korkma rahat ol, sizden biriyim bende benimle rahat konuş padişah sıfat sadece evlat.” gözlerimi gözlerinden hiç ayırmadan;
“Tabiki, rahat olacağım sultanım.” gözü sedirin üstüne kaydı, derin ve manalı bakışlarla süzdü. Kurumuş dudaklarını ıslatarak bana döndü;
“Ucu sivri, kınından çıkmamış kılıç senin mi?” diyerek cenk kılıcımı gösterdi. Adeta gözlerinin içine gülerek.
“Evet sultanım kılıç benim.” hayranlıkla süzdü kılıcı. Gururlu bir hal aldı ince yüzü.
“Nice gavuru haklayacak bu kılıç be yiğidim.” uzun ve sert parmaklarının sırtımda gezdiğini hissettim.
“Emaneti geri alıyoruz sultanım.” pek neşeli çıkmıştı sesim, yanımda bağdaş kurup oturmuş Sultan Mehmet’te olsa.
“Aynen öyle bre yiğidim. Az kaldı dudaklarını tekbiri, şahilerin topları, paygamberin rızası kurtaracak bu şehri. Bizler değiliz sadece bu savaşta, etimizle kemiğimizle bir yokuz sadece bu savaşta; destekçilerimiz var ruhani askerlerimiz var evlat; Konya’dan Mevlana ile Şems kalktı geldi, Eskişehir’den gönül dostu Yunus Emre kalktı geldi, Nevşehir’den Hacı Bektaş-ı Veli kalktı geldi, Mekke’den Uhudun ve Hendeğin sahabileri kalktılar geldiler bizimle birlikte savaşıyorlar. Etten duvarlara ruhtan huzur örüyorlar. Bu savaşı alacağız yedi düvele duyuracağız sesimizi.” konuşması beni derinden etkilemişti. Eli ile İran Halı’sından destek alarak doğruldu, hırkasını eli ile düzelterek ufak adımlarla yanımdan ayrıldı.
“Sultanım nereye böyle?” merakla çıkmıştı sesim. Arkasını dahi dönmeden, şan ile çıktı sesi dudaklaırndan;
Eserde kullanılan fotoğraflar:Fotoğrafın alındığı site için tıklayınız.
Fotoğrafın alındığı site için tıklayınız. YouTube kanalımıza abone olmak için tıklayınız: EdebiAlem