Soğuk ve karlı bir günde trenin gelmesini bekliyordum. Karşı durakta paltosu dizlerine kadar uzun olan kır saçlı, yaşlı adama dikkat kesildim. Yüzünü tanır gibi oldum. Üzerinde yılların verdiği yorgunluğu ile sigarasını yakıyordu. Karanlık yalnızlıklar içinde kaybolan gökyüzüne hüzünle baktı. Gün batmak üzere. Dağların belli belirsiz çizgileri şehre bambaşka bir mahzunluk katmış. Trenin sesi uzaktan görüldü ve durağa yaklaştı. Trene binince camdan yaşlı adama bakmak için kafamı dışarı uzatmıştım ki, yerinde yoktu. Gitmiş yahut bindiğim trene binmiş olmalı. Koridorlarda boş yer aramaya başladım. Ama aklımda hala yaşlı adam vardı. Bulduğum vagonlardan birine oturdum. Hasta olduğunu düşündüğüm bir kız çocuğu annesiyle birlikte oturuyorlardı. Çocuk annesine bir yavru ceylan masumiyetiyle sarılmıştı ve aralıksız yağan karı seyrediyorlardı. Beni fark etmediler. Aklımda hala yaşlı adam var. Ne oldu acaba?
Tren hareket ettikten sonra koridorlarda sesli bir şekilde biletleri kontrol eden memur dolaşıyordu. Bir süre sonra kapı açıldı ve içeri girdi. Biletlerimizi kontrol ettikten sonra sessizce gerisin geri çıkıp gitti. Biletçi çıkar çıkmaz yaşlı adam içeri girdi ve yanı başıma oturdu. Birbirimizi tanıyoruz gibi. İkimizde de ölü bir kuşun sessizliği hâkim. Havada kar sesi. Annesi kızına manzarayı anlatıyor. Yaşlı adamı fark etmediler galiba?
Yaşlı adamla neden bilinmez bir süre sonra konuşmaya başladık. Eski bir memurmuş. Karısı ölmüş. Çocukları terk etmiş. Hava soğuk. Eski yeşil paltosu ıslanmış. Yalnızlığı benimsemiş. Bir sigara yaktı. Havanın soğuk olması, kızın hastalığı etkilemiş onu. Göz ucuyla bakıyorum. Tanıdık geliyor bu yüz. Gözleri tahta vagonlara takılı.
Kapı yarı aralık kalmış. Karşı duvarda asılı eski tabloya baktı bir an. Hüzün kokusu odaya hâkim. Tren durağa yaklaştığını haber veriyor sirenlerdeki feryatla. Kadın ile kızı indi. Sağ eli titriyor. Hala bilemedim kim olduğunu. Ağzından döküldü birkaç kelime daha. Koridorlarda ağlayan çocukların sesi geliyor. Hava kararmak üzere. Dışarıda kar amansızca yağıyor.
Tren son durağa geldi. İnmek vakti. Birlikte çıktık. “görüşürüz” dedi. Gülümsedi. “kimsiniz”? Gülümsedi bir daha. Tanıdım. O bendim. Arkama baktım yoktum.