Minimalizm Nedir?
1960’lı yıllarda Richard Serra tarafından ortaya atılan minimalizm akımı; resim, heykeltıraş, mimari gibi birçok alanın yanısıra bireylerin yaşam biçimi üzerinde de etkili olan bir akımdır. Az anlamına gelen “minimal” sözcüğünün içerisinde bu akımın işlevi ve amacı yer almaktadır aslında. Azın içindeki çoğu fark ettirmeyi ve fazlalık olan tüm yüklerden arınabilmeyi hedefleyen akımın en temel ilkesi sadelik ve basitliktir. Eşyalara ve nesnelere gerektiğinden fazla anlam yüklemeyen bu akım, nesnelerin bizi kullanmasını önler, onları yalnızca amaçlarımız doğrultusunda kullanmayı öğütler, ki bu da ,akımın yan işlevlerindendir.
Sanat, edebiyat, yaşam gibi birçok alanda yaygın olan akımın uygulanış biçimi alandan alana farklılık arz etse de hepsinin kökü bu temel ilkelere dayanmaktadır.
Minimalizm, Amerika’da soyut eksperyonizm diye adlandırılan soyut dışavurumculuğun şekle ve duyguya verdiği aşırı öneme tepki olarak doğmuş olup daha sonraki yıllar içerisinde de dünya çapında yaygınlık kazanmıştır. Başlangıçta sanat alanından neşet eden akım daha sonralarda birçok alanı etkilemiş olup farklı akımların ortaya çıkmasına zemin hazırlamıştır. Farklı alanları etkilemesi ile yayılışı başlayan akım, sonraki dönemlerde sosyal medyanın da etkisi ile yayılış süresi ivme kazanmıştır. Halen günümüzde de farklı sanat dallarında ve yaşam biçimi olarak etkisini sürdürmektedir.
Minimalizmi ele alış biçimi açısından farklı sanat dallarıyla birlikte incelediğimizde, heykeltıraşta minimalizm, heykellerin üzerindeki keskin ve belirgin hatlarla ortaya konup fazla ayrıntıya girmeksizin basit ve net çizgilerle güzel bir yapıt oluşturabilmeyi hedefler. Robert Morris ve Carl Andre bu alanın dünya çapındaki temsilcileri; Şadi Çalık ise Türkiye çapındaki temsilcisidir.
Resim Alanında Minimalizm
Resim alanında minimalizm, bir veya birkaç renk ile monokrom kullanımının uyumundan ibarettir. Bu akımı çiziminde yansıtmak isteyen ressam, karmaşık renklere yer vermeden sade ve temel renkler ile duygu ve düşünce dünyasını sanatkar bir üslupla ifade eder. Resim alanına farklı bir boyut kazandıran minimalizmin dünyaca tanınmış temsilcisi Barnett Newmann, Türkiye’de tanınmış temsilcisi ise Tülin Onat’tır.
Mimari Alanda Minimalizm
Mimari alanda minimalizm, gereksiz ve işlevsiz eşyalar yerine alana ve ortama uygun tasarımlar yaparak kullanılan alanı daha geniş ve işlevsel hale getirmeyi amaçlamış olup bu akıma uygun tasarım yapacak olan mimarlar, alanı etkin kullanabilme becerisine ve estetik bakış açısına sahiplerdir. Ayrıca bu alanda renk seçimi büyük önem arz eder. Karmaşık renklerin ortama olan etkisini bilen mimarlar, gözü yormayan sade renkler kullanmayı tercih ederler.
Edebiyat ve Yaşamda Minimalizm
Edebiyat alanında az sözle çok şey anlatmak, müzik alanında bir veya iki enstrümanla eser icra etmek gibi pek çok alanda etkisini gösterir bu akım.
Yaşam biçimi olan minimalizm; bireyin ev ve yemek düzeni, arkadaş çevresi, giyim kültürü gibi alanlarında sadeliği savunan hayatı kolaylaştırıcı bir anlayıştır.
Minimalizmin Sağladığı Konfor
Eşyaların çokluğu insanı her açıdan yıpratır ve fazla olan eşyalar insana yüktür. Evin her yerine iliştirilen ufak tefek aksesuarlar, bir hevesle alınıp hiç kullanılmayan eşyalar ve kıyafetler, bir gün lazım olur denilerek alınan hiç kullanılmayan eşyalarla dolmuş ardiyeler ve bizi kullanan her türlü eşya, temizlik ve yer işgali açısından maddi anlamda yük olup insana ancak huzursuzluk verir. Hayatınızdaki gereksiz olan şeyleri çıkarmanız gerekli olanları ön plana çıkarır, bu da daha konforlu bir hayat yaşamanız için size büyük kolaylık sağlayacak olan bir düsturdur.
Minimalizmin Düşmanı: Tüketim Çılgınlığı
Çılgınca bir tüketimin olduğu çağdayız. Yemek anlayışları bile fütursuzca insanların. insanlar midesini değil nefsini doyurmak için yemek yiyorlar. İsteklerinin sonu olmayan nefislerini doyurduklarında ise hem çeşitli hastalıkların kurbanı oluyorlar hem de ruhlarını aç bırakıyorlar. Nefsin her isteğiyle bir darbe alan ruh sonunda katı, anlayışsız, yalnızca zevkleri uğruna yaşayan tamahkar bir ruha dönüşüyor. Ne yazık ki insanlar, sofralarına gösterdiği önem kadar içlerine önem göstermiyorlar. Nefsin bitmeyen isteklerini körükleyen reklamlar, sosyal medyada paylaşılan yiyecek-içecekler de bu aşırı tüketimin tuzla biberi oldu adeta. Sürekli göz önünde bulunan bu unsurlar insanların görsel ve duygusal zaaflarına göre titizlikle hazırlandığı için birçok insan bu kuyuya düşmekten alıkoyamıyor kendini.
Sosyal Yaşamda Minimalizm
Yemek anlayışı hakkında minimalizm, yemeği kısıtlamayı değil, yemeğin amacına uygun bir biçimde yenmesini hedefleyerek ihtiyaç fazlası yemekten -özellikle abur cuburlardan- insanı sakındırarak insanın yapmış olduğu diğer faaliyetlerine daha fazla zaman ve enerji ayırmasına olanak sağlar.
Giyim anlayışı hakkında minimalizm ise giyilmeyen ve büyük ihtimalle de hiç giyilmeyecek olan, gardıroplarda unutulmuş kıyafetlerden arınmayı hedefler. Sanıldığının aksine minimalist belirli sayıda kıyafeti olan kişi değil, ihtiyacından fazla kıyafet bulundurmayan kişidir. Yemek alanındaki nefsi körükleyen o unsurlar giyim alanında da geçerlidir. Birtakım internet sitelerinin yaptığı indirimler insanı o ürünü ucuz olarak görmesini sağlayıp bizim için büyük bir titizlik ile hazırladıkları reklamların renk uyumları, yazı biçimleri, aradaki ses tınıları ile dahi bireylerin görsel zaafını tahrik ederek ihtiyacı olmasa bile bireyleri alışveriş yapmaya teşvik etmekte. Halbuki ihtiyacınız olmayan bir şey ne kadar ucuz olursa olsun pahalı ve gereksizdir.
Ayrıca, giyim konusunda minimalizm sosyal dayanışmayı da sağlar. Sizin modası geçti diye giymediğiniz kıyafetler bir ihtiyaç sahibinin ihtiyacını karşılayabilir. Herkes bu konuda ihtiyacından değil lüksünden feragat etse ve üzerine düşen sorumluluğu alıp görevini yerine getirse toplumun sosyal dengeleri değişecektir.
Arkadaş çevresi konusunda minimalizm, az insan çok huzur ilkesini savunur. Bunun yanısıra kişiliğinize zarar verenleri hayatınızdan çıkarmayı da öğütler. Bazı bireylerde arkadaşlık-dostluk kavramı gelişmemiştir ne yazık ki. Hayatımıza giren herkes dostumuz olacak diye bir kural yok, herkesin yeri farklıdır. Kimisi dost olur kimisi yoldaş kimisi ise yalnızca tanıdıktan ibaret kalmış bir arkadaş. İnsanlara yüreğimizde biçeceğimiz payı iyi hesap etmemiz gerek. Aksi takdirde, ruhumuzun uyuşmadığı insanlara haddinden fazla değer verip sonradan hayal kırıklığına uğrarız. Herkese hak ettiği değeri verip bir de hata payı bırakırsanız gönlünüze karşı bir iyilik yaparsınız.
Birçok alanda etkili olan minimalizmi bir akımdan ziyade hayat düsturu olarak benimseyip hayatımızdaki gereksiz eşyaların, insanların, masrafların azalıp mutluluk, huzur, sağlık dolu günlerimizin artması umuduyla…
Süeda Şeker
Eserde kullanılan fotoğraf Ayşen Eren tarafından çekilmiştir.
Süeda Şeker’in kaleme aldığı “Sosyal Medyanın Bilinmeyen Yüzü” adlı eseri okudunuz mu?