Türk Edebiyatının Baş Tacı Mesnevi
Pek çoğumuzun ‘Mesnevi’ dendiğinde aklına gelen ilk şey Mevlana olur. Keza edebiyat derslerinde ve genel kültür noktasında da en çok karşımıza çıkan mesneviler Mevlana’ya aittir. Fakat edebiyatımızda ortaya konan mesneviler sadece Mevlana’nın eşsiz eserleri ile sınırlı değildir. Buna istinaden yazımı okumak için ayırdığınız bir kaç dakika içerisinde sizlere Türk Edebiyatının baş tacı olan Mesnevileri anlatmaktan gurur duyarım.
Mesnevi kelime anlamı olarak ikişer ikişerli demektir. Edebi bir terim olarak ise her beyiti kendi arasında kafiyeli olan iki beyitten binlercesini bir araya getiren müstesna bir nazım şeklidir. Buna istinaden beyitlerin ayrı yazıldığı gibi anlamları da her beyitin kendi içinde tamamlanır ve öteki beyitlere geçmemesi zorunludur. Ayrıca pek çok Divan Edebiyatı eserinde kullanıldığı gibi mesneviler de aruz kalıpları kullanılarak yazılmıştır.
Konu bakımından ise genel anlamda dini ve tasavvufi mesnevi örnekleri ağırlık göstermektedir. Fakat bunun yanında gerek ilahi gerek beşeri aşkta mesnevilerde ağırlıkla işlenen konulardandır. Bu aşklar çoğunlukla hicranla sonlansa da edebiyatımızda mutlu sonla biten mesnevilerde mevcuttur. (Nabi: Hayrabat)
Bu şekilde anlatınca mesnevinin tam olarak ne olduğunu muhtemelen gözünüzde canlandırmakta zorlanabilirsiniz. Ama sakın üzülmeyin. Birazdan çıkacağımız heyecanlı yolculukta eminim çok şey öğreneceksiniz.
Evet açılışı ve tanımımızı yaptığımıza göre sizi gönül rahatlığı ile Divan Edebiyatının boy verdiği ve ilk mesnevi örneklerinin ortaya çıktığı 11. ve 12.yüzyıla ışınlayabilirim. (Işınlanma kelimesini manevi olarak algılarsanız sevinirim.)
O zaman sıkı tutunun çünkü yolculuğumuz pek çok duraktan ve dönemden geçecek. Hadi başlayalım.
Bu bağlamda uğrayacağımız ilk durak 11.yy olacaktır. Zira 11.yy Divan Edebiyatının ortaya çıkışıdır. Bunu izleyen süreçte ise 12.yüzyıla geldiğimizde sonunda Türk Edebiyatı sahnesinde mesnevinin ilk örneklerini görmüş bulunuyoruzdur. Tanımı itibari ile ikişer ikişerli anlamına gelen ve Divan Edebiyatı nazım şekillerinden biri olan mesnevinin en büyük ilk örneği Yusuf Has Hacip tarafından yazılan hepimizin adına aşina olduğu o eser Kutadgu Bilig’dir. İkinci sırayı 13.yy.da Mevlana’nın 25.618 beyitten oluşan “Mesnevi”si alır. Buna istinaden 13.yy’da Şeyyad Hamza’nın 1500 beyitlik “Yusuf u Züleyha” adlı mesnevisi edebiyatımızda ilk manzum aşk hikâyesidir.
Sonraki yüzyıllarda ise (14-19.yy) mesnevi örnekleri gelişim göstermiş Türkçenin yanında ağırlıklı olarak Farsça da kullanılmıştır. Yüzyıllarına göre örnek vermek gerekirse;
14.Yüzyılda Kutb: Hüsrev ü Şirin, Yunus Emre: Risaletün Nushiyye (Nasihatlar Kitabı), Gülşehri: Mantıkut-Tayr (Çeviridir.),Aşık Paşa: Garipname.
15.Yüzyılda Ahmed Dai: Çengname, Süleyman Çelebi: Vesiletü’n Necat (Mevlid olarak bilinir.), Şeyhi: Hüsrev ü Şirin, Harname, Ali Şiir Nevai: Lisanüt-Tayr, Hamse.
16.Yüzyılda Kemalpaşazade: Yusuf u Züleyha, Zati: Şem ü Pervane, Fuzuli: Leyla vü Mecnun, Beng ü Bade, Sohbetül-Esmar, Kara Fazlı: Gül ü Bülbül, Hüma, Hümayun.Taşlıcalı Yahya: Hamse.
17.Yüzyılda Gânizade Nadiri: Hamse, Nevizade Ati: Hamse
18.Yüzyılda Nahifi: Mesnevi tercümesi, Şeyh Galip: Hüsn ü Aşk, Vehbi: Lütfiyye
Ve son olarak 19.yüzyıla gelindiğinde mesnevi örnekleri olarak önümüze Fazıl: Hubanname, Defter-i Aşk, İzzet Molla: Mihnetkeşan, Gülşen-i Aşk eserleri çıkmaktadır.
(Tüm bu şairlerin arasında en çok mesnevi kaleme almış ve edebiyatımıza kazandırmış şair ise Lamii Çelebidir.)
İşte tam bu nokta da verilen bu değerli örnekleri de incelersek Mesnevi’nin neden edebiyatımız için bir baş tacı niteliğinde olduğunu daha iyi kavrayabiliriz diye düşünüyorum.
Yukarıda bir çok örneğinden bahsettiğimiz Mesnevi’nin gelin pek çokları tarafından bilinmeyen ama duyduklarında anlamını kenarından köşesinden çıkarabilecekleri bölümlerine geçelim.
1.Besmele
2.Tevhid : Allah’ın birliğinin ve yüceliğinin anlatıldığı bölümdür.
3.Münacaat: Allah’a yakarış onun yüceliği karşısında şairin kendi zayıflığından bahsederek Allah’tan af dilediği bölümdür.
4.Naat: Hz.Muhammet (Sav)’ de övgüde bulunulan bölümdür. Bu bölümün akabinde ise
5.Miraç: Kur’an-ı Kerim’de de geçen Miraç olayı anlatılır.
6.Mucizat: Hz.Muhammet (Sav)’in mucizeleri anlatılır.
7.Medh-i Çihâr-Yâr: İslamın Dört halîfesinin övüldüğü bölümdür.
8.Padişah Övgüsü: Devrin padişahı övülür.
9. Devlet Büyüğü Övgüsü: Mesnevi, bir vezir, bey veya paşaya sunulacaksa, o şahıs bu bölümde övülür.
10. Sebeb-i Te’lîf: Mesnevinin hangi sebeple yazıldığının anlatıldığı bölümdür.
11.Ağaz-ı Dastan: Mesnevilerde de asıl olayın anlatıldığı bölümdür.
12.Hatime: Mesnevinin sonuç bölümdür. Bu bölümde şair tek bir başlık ya da birden çok başlık kullanabilir.
Edebiyatımızda ( ve onun içerisinde yer alan Divan Edebiyatında) gerek anlamı gerekse kafiyeli okunuşu ile fırtınalar estiren bu asil nazım şeklinin neden bir baş tacı olduğunu daha iyi anladığınızı düşünüyorum.
Mesnevi konusunda en çok karşımıza çıkan kavramlardan biri de Hamse’dir. Arapça da beş anlamına gelen bu kelime Divan Edebiyatında aynı şair tarafından kaleme alınmış beş mesneviyi temsil etmektedir. Hamse geleneğini başlatan sanatçı Genceli Nizamidir’dir. Bu bağlamda Anadolu sahasında hamse sahibi ilk şair, Hamdullah Hamdi’dir. Türk edebiyatı genelinde bakıldığında hamse sahibi ilk şair; Ali Şir Nevai’dir.
Evet sayın yolcularımız oldukça meşakkatli ve biraz uzun bir yolculuğun ardından sağ sağlım son durağımıza ulaştık. Edebiyatımızın baş tacı olan mesnevi gerek dil ve gerekse anlam bakımından içerisinde türlü zenginlikler barındırmaktadır. Ve bizler de bu zenginlikleri okuyup değer göstererek bünyemize katmalıyız. Zira o zenginlikleri en çok anlayacak ve içselleştirecek olan insanlar bizleriz.
Sağlıcakla Kalın.
Jülide Aslan
Eserde kullanılan fotoğraf Ayşen Eren tarafından çekilmiştir.
Türk Edebiyatının Baş Tacı Mesnevi
Türk Edebiyatının Baş Tacı Mesnevi
Türk Edebiyatının Baş Tacı Mesnevi
Türk Edebiyatının Baş Tacı Mesnevi
Türk Edebiyatının Baş Tacı Mesnevi
Türk Edebiyatının Baş Tacı Mesnevi
Türk Edebiyatının Baş Tacı Mesnevi
Jülide Aslan’ın kaleme aldığı “Sosyal Devlet Nedir?” adlı eseri okudunuz mu?