Kültürel Yozlaşma

Kültürel Yozlaşma

Kültürel Yozlaşma

TDK’deki isim anlamı “bir toplumun duyuş ve düşünüş birliğini oluşturan, gelenek durumundaki her türlü yaşayış, düşünce ve sanat varlıklarının topu”, terim anlamı ise “tarihsel ve toplumsal gelişme süreci içinde yaratılan her türlü değerlerle bunları kullanmada, sonraki kuşaklara iletmede kullanılan, insanın doğal ve toplumsal çevresine egemenliğinin ölçüsünü gösteren araçların tümü.” olan kültürden ve kültürümüzün nasıl yozlaştığından daha doğrusu ‘yozlaştırıldığından’ bahsedeceğiz.

Yozlaşma ne demek peki?

“Doğasında, soyunda bulunan iyi niteliklerini sonradan yitirmek, soysuzlaşmak, huyu suyu değişmek, ruhsal özelliklerinden uzaklaşmak.”

Aslında bu resmî anlatımları bir yana bırakalım da asıl konuya gelelim. Sahi biz ne idik? Şimdi neyiz? Ve gelecekte ne olacağız?

Osmanlı Kültürü

Bildiğiniz üzere bir İslam Medeniyeti’nin torunlarıyız biz. Hoşgörü Medeniyeti’nden gelmekteyiz.

Osmanlı özellikle İslam anlamında büyük bir şahlanışa ev sahipliği yapmıştır bu topraklarda. Peki Osmanlı Kültüründe ne vardı? Nasıl incelikler mevcuttu? Hadi gelin hep beraber tarihin tozlu lakin çok hoş sayfalarında ufak bir yolculuğa çıkalım.

Osmanlı’da evlerin pencerelerinin önüne farklı renklerde çiçekler koyulurdu. Ve çok ilginçtir ki bu çiçeklerin türlü türlü anlamları vardı.

Misal; evdeki pencerenin önüne bir sarı çiçek konulmuş ise bunun anlamı evde hasta vardır, buna göre hareket ediniz demektir. O sokaktan bir satıcı veya başka biri geçtiği zaman ses çıkarmadan, hastayı rahatsız etmeyecek şekilde geçerdi.

Bazen de pencerelerin önüne kırmızı çiçek koyarlardı. Bunun anlamıysa bu evde gelinlik çağında bir kız var, evin önünden geçerken dikkat edin demektir.

Aslında Osmanlı da böyle kurallar yoktur. Halkın kendi benimsemesinden hasıl olur bunlar.

Aynı şekilde Osmanlı da birde kapı tokmağı geleneği varmış.

Osmanlı tebaasının kapılarında iki tane tokmak varmış. Bir tanesi büyükçe ve kalın olmasının yanı sıra diğeri küçük ve ince imiş.

Bunların anlamı ne sizce? Durun durun ben size hemen açıklayayım : )

Kalın olan tokmak daha gür bir ses çıkardığı için gelen kişi erkek ise bu tokmağa vururmuş. Eğer gelen kişi kadınsa ince olana vururmuş. Ve bu şekilde evin içindeki aile ona göre hazırlanıp  kapıyı açarmış. Ya da erkekse erkek, kadınsa kadın kapıyı açarmış.

Osmanlı da eve bir misafir geldiği zaman ayakkabının ucu dışa doğru değil de içe doğru döndürülürmüş. Bu da “biz sizin misafirliğinizden çok memnun kaldık” demekmiş.

Osmanlı da bir eve misafir geldiği vakit su ile kahve ikram edilirmiş. Ve eğer ki gelen kişi önce suyu içiyorsa bu aç olduğunun göstergesiymiş. Bunu gören ev sahibi işe atılır, hemen sofrayı kurar ve misafiri doyururmuş. Eğer kahve içiyorsa tok olduğunun göstergesiymiş.

Osmanlı döneminden birde şöyle bir hikaye anlatılır:  Bir Yahudi çocuğu Ramazan da sokakta gezerken bir şeyler yemiş. Bunu gören babası çocuğuna kızarak büyük bir tepki göstermiş. Çünkü Ramazan da müslüman halk oruç tuttuğu için onlara saygısızlık olduğunu düşünürmüş.

Evet gelelim şimdiki toplumumuza. Daha demin bahsettiğim durumların ülkemizdeki karşılıklarını inceleyeceğiz hep beraber.

Misal Osmanlı da çiçek koyma adeti vardı demiştim. Ve tabii çiçeklerin renklerinin anlamları.

Sarı çiçek demiştik, evde hasta var demekti. Osmanlı da bu kadar ince bir görüş mevcutken bizde hastanede dahil bağıra bağıra konuşan insanlarımız mevcut. Ne yazık ki bunu çok üzülerek söylüyorum. İnsanımız bazen çok acımasız ve bencil olabiliyor. Tabii burada bize düşen görev bu yanlışları elimizden geldiği kadarıyla düzeltebilmek. Çünkü herkes biliyor ki “eleştiri ile bir yere varılmaz.”

Sonra kırmızı çiçek demiştik, evde bekar bir kız olduğu manasına geliyordu. Bu çiçeği koymalarının sebebi mahalleden geçen delikanlıların kötü kelâmlar etmemesi içinmiş araştırdığım kadarıyla. Biz bırakın genç kızların yanında konuşmayı, çocukların yanında bu kelamları ağzımıza alıyoruz…

Kapı tokmağı demiştik değil mi, o neydi? İnce ve kalın olan vardı hani. Evet, doğru tahmin : )))

Bizde şu an bırakın tokmağa vurmayı, kapı açıksa destursuz içeri girenler mevcut. Yahut kapıyı alacaklı gibi çalanlar… Bunun dışında ev halkına baktığımız zaman kimin geldiğini önemsemeden kapıyı pat diye açanlar var maalesef dostlar.

Sonra ayakkabı geleneği demiştik. Şu anda ayakkabıyı biz Osmanlı da yapılanın tam tersine, burun kısmını dışa doğru çeviriyoruz. Aslında ne kadar basit bir şey ama bunun bile tersini yapıyoruz. Nasıl yozlaştırıldığımızı siz düşünün.

Misafir demişken bir diğer misafir ilişkisine geçelim; misafire su ve kahve ikram edilir demiştik, aç olup olmadıkları anlaşılır dedik. Eee biz ne yapıyoruz? Bırakın aç olup olmamayı sormayı, ikramda dahi bulunmuyoruz kimi zaman.

Birde Ramazan olayı var tabii. Ramazanda çocuğu yemek yiyor diye kızan Yahudi babasından, rahatsız olup oruç tutamayacak durumda kalarak dışarıda gülüp eğlenip yemek yiyen müslümana… Ah Ah!

Uyanalım dostlar, uyanalım…

Kalın sağlıcakla…

Erva Esma GÜLER

Editör Etkinliği!

Kültürel Yozlaşma sizce nedir?

Kültürel Yozlaşma ne tür sonuçlar doğurur?

Kültürel Yozlaşmanın en temel sebebi nedir?

Cevaplayabilirsin!

Kültürel Yozlaşma

Resmin Alındığı Site için tıklayınız.

Resmin Alındığı Site için tıklayınız.

Resmin Alındığı site için tıklayınız.

[Toplam: 1   Ortalama: 5/5]

3 Yorum

  1. Aliye Nur Akarsel demiş ki:

    Geçenlerde seyahat ederken Danimarkalı gelin adlı bir film izledim. Daha doğrusu denk geldi. Yazdıklarınız ile tamamen örtüşen bir filmdi. İçler acısı durumu bundan 10 yıl önce film edenler acaba şu anki halimizi görse ne derlerdi, emeğinize sağlık çok anlamlı bir eser olmuş

    7 Kasım 2020
    Yanıtla

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir