in , ,

Gerçek Bir Hayatın Hikayesi: Tavla ve Satranç Oyunlarının Hikayesi

Fakat, biraz da şans gerekir, işte hayat budur.

Gerçek Bir Hayatın Hikayesi: Tavla ve Satranç Oyunlarının Hikayesi

               Tavla ve satranç oyunlarının hikayesi, tarihi günümüzden çok daha önceki yıllara dayanan ve adeta hayatımızla özleşen bir hikayedir. Bu hikayeyi okuduktan sonra, tavla ve satranç oyunlarına karşı bakış açınız değişecek. Hikayeyi siz kıymetli okurlara anlatmadan önce bu oyunlara ilişkin genel bilgilerden bahsetmemiz yerinde olacaktır.

Gerçek Bir Hayatın Hikayesi: Tavla ve Satranç Oyunlarının Hikayesi

Günümüzde milyonlar tarafından oynanan ve kendi içinde kurallara sahip olan bu iki oyun, strateji temellerine dayanıp insanların düşünme kabiliyetine katkı sunmaktadır. Satranç başlı başına bir strateji oyunu olup içerisinde şans unsurunu barındırmazken; tavla, atılan zarlardaki sayılara göre pulların hareket edilmesini sağlayan bir oyundur. Pullar hareket ettirilmeden önce zarlar atılır ve zarlarda yazan sayıya göre hareket edilir. Tavla oyununda şans unsurunun bulunmasının sebebi de budur.  

Satranç oyunun neticesinde galibiyet, mağlubiyet ve beraberlik gibi olasılıklar mevcutken, tavla oyununda galibiyet ya da mağlubiyet alınabilmektedir. Dolayısıyla, tavla oyununda beraberlik ihtimali bulunmamaktadır.

Her iki oyunun oynanışından bağımsız genel bilgilendirme yapılmasının ardından bu oyunların nasıl ortaya çıktığını anlatabiliriz.

Rivayete göre, eski zamanlarda Hint İmparatoru tarafından bir satranç ve bununla birlikte bir mektup Pers imparatoruna gönderilmiş. Bu mektupta oyunun ne olduğuna ilişkin bir açıklama yapılmamış yalnızca şu ifadelere yer verilmiş:

 “Kim daha iyi biliyor, kim daha iyi görüyorsa o kazanır. İşte hayat budur.”

Pers İmparatoru kendisine gelen bu mektubu dönemin en alim veziri olduğu rivayet edilen Buzur Mehir ile paylaşmış ve Hint İmparatoru tarafından gönderilen oyunun çözümlenmesini, bununla birlikte Hint İmparatoru’na hediye edilmek üzere daha önce var olmayan bir oyunun üretilmesini istemiş.

Buzur Mehir, günlerini satranç oyununun çözümlenmesi için harcamış ve en nihayetinde satrancın her taş hareketini ve dolayısıyla da oyunu çözümleyebilmiş. Akabinde ise on gün içerisinde tavla oyununu icat etmiş ve Hint İmparatoruna gönderilebilmesi adına, Pers İmparatoruna sunmuş.

Pers İmparatorunun alim veziri tarafından icat edilen tavla oyunu kendi içinde kurallara sahip olmakla birlikte bu kurallar bizzat hayatın kendisinden esinlenilmiş. Vezir ürettiği bu oyunda, dört mevsimden esinlenerek dört köşeli, on iki ayı temsilen karşılıklı altışar hane, ayın otuz gününe işaret etmesi açısından toplam otuz pul, bu pulların gece ve gündüzü simgelemesi adına siyah ve beyaz renkler halinde, bir günün yirmi dört saati için de karşılıklı on ikişer hane şeklinde tasarlamış.

Pers İmparatorunun alim veziri tarafından icat edilen bu oyun, bir mektupla birlikte Hint İmparatoru’na gönderilmiş. Mektupta ise şu ifadelere yer verilmiş:

“Evet, kim daha çok düşünüyor, kim daha iyi biliyor, kim daha ileriyi görüyorsa o kazanır. Fakat, biraz da şans gerekir, işte hayat budur.”

Gerçek Bir Hayatın Hikayesi: Tavla ve Satranç Oyunlarının Hikayesi

Rivayet edilenlere göre satranç ve tavla oyununun tarihi geçmişi bu şekildedir. Peki bugün bu hikayeyi okuduktan sonra satranç ve tavla oyunu üzerine düşünmeye ne dersiniz? Sizler yaşadığınız hayatın hangi oyuna daha çok benzediğini düşünüyorsunuz? Yaşadığınız hayatı satranç veya tavla oyunu olarak seçmeniz gerekse hangisini seçerdiniz? Görüşlerinizi bizimle paylaşmayı ve bu oyunları oynarken bu sorular üzerine düşünmeyi unutmayınız.  

Mükremin ASLAN

 

Eseri Beğendiniz mi?

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Edebi Alem Dergisi 7.Sayı

Aşıkların Umut Dolu Direnişi: Hastane Önünde İncir Ağacı Türküsünün Hikayesi